Elif ŞafakDüşlerimizi, korkularımızı, özlemlerimizi belki de kimseyle paylaşamadığımız duygularımızı, sözcüklerle çizerek hayat yüklü hikayelerle resmeden bir edebiyatçı Elif Şafak. Dönemimizin en önemli yazarlarından birisi olan Şafak, henüz son romanı "Aşk" gündemdeki sıcaklığını yitirmeden Aralık ayında çıkacak yeni kitabı Kağıt Helva ile okurlarına yepyeni bir dost kazandıracak gibi duruyor.
Son günlerde neler yapıyorsunuz? Yakında yeni bir kitabınızı okuma şansımız olacak mı?
Bu aralar galiba bölünmüşlükten yakınıyorum. Birçok kadın gibi ben de aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışıyorum, gazete yazıları, seyahatler, ev halleri, çocuklar ve yeni bir kitaba başlamanın heyecanı var üzerimde. Bu arada yepyeni bir kitap geliyor Aralık'ta. Beni çok heyecanlandıran bir kitap bu. Daha önce hiç yapmadığım türden resimli, renkli ve retrospektif. İsmi Kağıt Helva. İlk romanım Pinhan'dan en yeni romanım Aşk'a kadar, dokuz kitabımdan seçme alıntılar var içinde. M. K. Perker'in müthiş çizimleriyle beraber. Yazarlık hayatıma ışık tutan temel kavramlar etrafında dönüyor alıntılar: yolculuk gibi, aşk gibi, inanç gibi... Ben bunu kağıdın üzerine konmuş birkaç tatlı kelam gibi düşündüm. O yüzden bu ismi vermek istedim.

"Aşk" okur ve hayran kitlenizi büyütürken, sizi uzun zamandan beri takip eden bir kesim tarafından da eleştiri aldı. Bu duruma yaklaşımınız nedir?
Aşk Türkiye'nin her yerinden gelen okurlarla çok özel bir bağ kurdu. Her yaştan, her meslekten insan bu romanı severek okudu. Bu beni hem mutlu ediyor hem duygulandırıyor. Çok farklı kesimlerden insanların romanı nasıl kucakladıklarını görmenin bende yarattığı şükran duygusunu anlatmam hakikaten zor. İnsanlar bu romanı birbirlerine hediye ettiler, yurt dışında yaşayan akrabalarına yolladılar, elden ele okudular. Birbirlerine kitapta yazılı kırk kuralı yolladılar. Bunların benim için kıymeti büyük. Eleştiriler de tabi ki olacak; insaflı olan, yapıcı olan ve okurdan gelen her eleştiriyi merakla ve saygıyla dinlerim.
Yazı yazmayı hayatınız içerisinde nasıl tanımlıyorsunuz? Büyük bir konsantrasyon işi. Siz bu konsantrasyon gücünü nasıl sağlıyorsunuz?
Benim işim hikaye anlatmak. Ve ben bazen hikayelerde anlattığım dünyayı yaşadığımız hayattan daha sahici, daha renkli buluyorum. Oraya gidiyorum. Oraya kaçıyorum belki. O bir hikayeler alemi. Orada geziniyor, orada soluk alıyorum. Yazıyorum çünkü harflerle nefes alıyorum, hayatla kurduğum bağ harflerden geçiyor.
Yazmaya ilk başladığınızda bu kadar geniş bir kitleye ulaşabileceğinizi düşünmüş müydünüz?
Ben yazmaya erken yaşta başladım. O zamanlar aklımda romancı olmak gibi bir arzu yoktu. Açıkçası böyle bir yaşam tarzı olduğunu bile bilmiyordum. Ben dağılmamak için, hayata tutunabilmek için yazmaya başladım. Yazdıklarını yayınlatmak ve profesyonel anlamda romancılık daha sonra geldi. Yirmili yaşlarımın başında. O günden bugüne 9 kitap çıktı ve her kitapla beraber biraz daha genişledi okur kitlesi. Ama ben şöyle düşünüyorum. Bir romanı belki yüz binler okuyor; ama herkesin okuması, tek ve biricik.
Hayatınızı nasıl yaşıyorsunuz? Geldiği gibi mi, yoksa sizin de birçok kadın gibi kontrol etme isteğine yenildiğiniz zamanlar oluyor mu?
Ben had safhada dağınık ve kafası karışık bir insanım. Geldiği gibi ve hissettiğim gibi yaşarım genelde ama içimde buna uymayan sesler de var. Tüm bunları Siyah Süt kitabında epey irdeledim. İçimdeki gizli hareme yolculuk yaptım o kitapta. O kadar farklı sesler ve farklı benler var ki. Ben olara İçimden Sesler Korosu diyorum.
Anne olunca fark ettiğiniz en önemli şey ne? Sizin için neler değişti? Nasıl hissediyorsunuz?
Anne olunca çok şey değişti tabi. Daha az köşeli bir insan oldum, daha şefkatli, daha sabırlı. Çok şey öğreniyorum çocuklarımdan. Romancılıktan da. Galiba hayat sürekli öğrencilik hali.
Şöhret hakkında neler düşünüyorsunuz?
Şöhret benim için bir amaç değil. Bir şeyin sonucu. Benim için önemli olan hikayeler anlatmak, okurları hayal ve hikaye dünyasında gezintiye çıkarmak. Önemli olan iyi yazmak ve okurla buluşmak. Mevcut edebiyat okurunun hakkını çok yiyoruz. Biz çok şikayet eden bir toplumuz. Devamlı Türkiye'de kimsenin kitap okumadığından şikayet ediliyor. Ben öyle düşünmüyorum. Bence Türkiye'deki edebiyat okuru çok iyi bir okur. Önemli bir kısmı da kadınlar. Bunların hakkını teslim etmemiz lazım. Bunlar da farklı yaş gruplarından, farklı kültürel kesimlerden, farklı eğitim seviyelerinden gelen kadınlar ve kitapla ilgili bağları çok duygusal. Kadınlar erkeklerden daha çok ve daha dikkatli okuyor bence.
Ülkemizde kadınların yaşadığı değişim üzerine bir gözleminiz vardır muhakkak. Nelerin daha çok farkındayız, nelerden uzaklaşıyoruz size göre?
Pek çok açıdan çok özel bir ülke Türkiye. Ve bunun kıymetini en iyi kadınlar anlayabilir aslında. Kadın-erkek ilişkileri ve kalıpları açısından muazzam yol kat ettik ve bu açıdan takdir edilecek çok nokta var. Ne yazık ki aynı zamanda ataerkil zihniyetleri ve ataerkil kültürel kalıpları değiştirmek çok zor. Biz kadınların daha gidecek çok yolumuz var.
Daha mutlu kadınlar olmak için en çok neye ihtiyacımız var sizce?
Birbirimizi desteklemeye ve kendimizi sevmeye. Halbuki biz devamlı hem birbirimizi hem kendimizi didikliyoruz. İşyerinde, sokakta, üniversitede, her yerde bir kadının bir kadına iltifat ettiğini, tebessüm ettiğini, destek verdiğini, arka çıktığını görmek o kadar önemli ki. Halbuki biz enerji halemizi, moralimizi kendi ellerimizle bozuyoruz. Kadınların birbirlerine moral ve güç vermelerini çok önemsiyorum. Kız kardeşlik bağlarına inanıyorum.

Yazı yazmak dışında size keyif veren başka uğraşlarınız var mı?
Yürümek. Okumak. Ve bir de yemek yapan birilerinin yanında durmak. Ben kendim yemek yapmam, yapamam. Becerikli değilim mutfakta. Fakat yemek yapan birilerinin yanında yazmayı çok seviyorum. Yemek kokuları, ekmek yapan, özellikle hamur işleri yapan birileri olduğunda müthiş rahatlatıcı bir etkisi var üzerimde. Belki ta çocukluğuma gidiyor bilemiyorum. Bazen pastanelere gidip yazıyorum. Aşk'ın bazı bölümleri öyle yazıldı. Yemek kültürünü önemsiyorum.
Fiziksel güzellik size ne ifade ediyor? Siz dış görünümünüze özen gösterir misiniz? Spor yapar mısınız?
Benim dış görünüşümle aram tamamen o günlerde roman yazıp yazmamamla ilgili. Eğer roman yazmıyorsam daha sosyal, daha bakımlı bir insan oluyorum. Alışveriş yapıyorum, normalleşiyorum. Yazdığım zamanlarda ise tam tersine. Salarım kendimi. Bir romanın ortasındayken kendime bakmak aklımın ucundan geçmez. Saçımı bile taramak istemem. Aşk'ı yazarken parmaklarımın kenarlarındaki etleri yolmaktan tırnaklarım düştü, aylarca o halde dolaştım. Ben yazarken kendimi çok hırpalarım. Roman bitince telafi edercesine o hırpani hallerimi, daha bakımlı olmaya çalışırım.
Yeme alışkanlıklarınız konusunda dikkatli misiniz? Doymak için yiyenlerden misiniz yoksa keyif aldığı için yiyenlerden mi?
Genelde keyif önemlidir. Bir yemeğin biçimi, sunumu, tadı... Yemek kültürüne çok önem veriyorum ve bu benim kitaplarıma da yansıyor. Ama yeme alışkanlıklarım konusunda çok dengeli bir insan değilim. Ayrıntılara düşkünüm ve takıntılıyım. On altı senedir kırmızı et yemiyorum. Bir o kadar zamandır çikolata yemiyorum mesela. Böyle "yemediklerim" listem var. Onun için bir lokantaya gidince garsonları perişan edebiliyorum, her yemeğin içinde tek tek ne olduğunu sorarak.
Eti Form ürünleri kullanıyor musunuz?
Eti Form ürünleri kullanmaz olur muyum? Kullanıyorum. Hem de çok. Yazarken de bilgisayarın başında oluyor muhakkak. Sigara içmeden yazmaya başladığımdan beri hafif şeyler atıştırarak yazmak bende alışkanlık oldu. O yüzden Eti Form ürünlerinin müşterisiyim senelerdir...